ASTLARI HEP ONU İŞARET ETTİ
Başbuğ'la ilgili 'İnternet Andıcı' iddianamesi kabul edildi: "Psikolojik harekât, Başbuğ'un kontrolünde yürütülüyordu"
İnternet Andıcı davasının tutuklu sanığı, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında hazırlanan ek iddianame, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
39 sayfalık iddianamede Başbuğ'un 'cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması isteniyor. Başbuğ'un, orduya sızan Ergenekon yapılanmasının üst düzey yöneticisi olduğu ifade edilirken, Genelkurmay başkanı olduğu dönemde Ergenekon soruşturma ve davasını kara propaganda yöntemleriyle hedef aldığı anlatılıyor. 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' davası sanıklarının, Başbuğ'un kontrolünde psikolojik harekât faaliyeti yürüttüğü de suçlamalar arasında. Söz konusu harekâtın İşçi Partisi yayın kuruluşlarının propaganda yöntemleriyle örtüştüğü dile getiriliyor. En dikkat çekici bölümü, AK Parti'yle ilgili kapatma davasına delil yapılan haberler oluşturuyor. "irtica.org isimli sitenin 2 Ekim 2007 tarihli ana sayfasının kapatma davasına delil olarak dosyaya eklendiği, ana sayfada yer alan haberin ise 'Apronda namaz şovu' başlıklı olduğu tespit edilmiştir." deniliyor.
Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından hazırlanan iddianamede, İlker Başbuğ hakkında 'hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs' suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet istenirken, 'silahlı terör örgütü kurmak ve yöneticiliğini yapmak'tan da 22,5 yıla kadar hapis cezaları talep ediliyor. İddianamede Başbuğ'un Ergenekon'la ilgili soruşturmaları ve kovuşturmaları kara propaganda yöntemleri ile hedef aldığı, millete ve anayasal organlara karşı yürütülen psikolojik harekât faaliyetlerinin de 2008-2010 döneminde Başbuğ'un kontrolünde yürüdüğü belirtildi.
İddianamede şu ifadelere yer verildi: "İrticayla Mücadele Eylem Planı ve PROJE isimli belgede yer alan hususlar birlikte incelendiğinde; şüphelinin Ergenekon silahlı terör örgütüne yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmaları etkisizleştirme yönünde çalışmaları olduğu, bu faaliyetlerin örgüt mensubu olup halen muvazzaf olarak görev yapan kişilerin görevlendirilmesiyle kararlaştırıldığı, Ufuk Akkaya'dan elde edilen belge ile de bu görevin şüpheli İlker Başbuğ'a verildiği anlaşılmıştır." Davanın, 'irtica ile mücadele eylem planı' davası ile birleştirilmesi konusundaki istemin ise daha sonra değerlendirileceği belirtildi. Başbuğ, 6 Ocak'ta tutuklanmıştı. Avukatı İlkay Sezer tarafından İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne yapılan görev ve tutukluluk yönünde itiraz, bu mahkeme heyetince reddedilmişti. Son olarak, Yargıtay Başsavcılığı da Başbuğ'a Yüce Divan yolunu kapatmıştı.
ASTLARI HEP ONU İŞARET ETTİ
Savcı, İnternet Andıcı davası kapsamında sanıkların çelişkili beyanlarda bulunduğunu ileri sürüyor. Taraf Gazetesi'nin, psikolojik harekâtı deşifre eden 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetinin ardından kara propaganda sitelerinin bir anda kapatıldığı anlatılarak, bu kapatma işlemi konusunda sanıkların farklı bilgiler aktardığı hatırlatılıyor. Teknik işlerden sorumlu sanıklar Mehmet Bülent Sarıkahya ve Meryem Kurşun'un, sitelerin kapatılma emrini emekli Albay Dursun Çiçek'in verdiğini beyan ettiği, buna karşın Çiçek'in ise 'Bu teknik bir konu olduğu için emri kimin verdiğini bilmiyorum.' savunmasını yaptığı örnek olarak gösteriliyor.
İnternet Andıcı'nın Başbuğ'a sunulup sunulmadığı konusunda da beyanların çeliştiği ifade ediliyor. Sanıklardan Hıfzı Çubuklu, Hasan Iğsız, Murat Uslukılıç, Hulusi Gülbahar, Cemal Gökçeoğlu, Alaettin Sevim, Ziya İlker Göktaş, Mehmet Eröz ve Mehmet Otuzbiroğlu, andıcın parafe edilmesi konusunda Başbuğ'u işaret ederken, Dursun Çiçek'in ise andıcın Başbuğ'a sunulduğunu yalanladığı anlatılıyor. Başbuğ'un da, savcılık ifadesinde andıcın kendisine arz edilmediği yönünde savunma yaptığı iddianamede yer alıyor. Aynı şekilde sanıkların, İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın kamuoyuna yansımasının ardından Genelkurmay bünyesindeki evrak kırpma ve belge silme işlemleri konusunda Başbuğ'un talimatı olup olmadığı sorusuna da çelişkili cevaplar verdiği görülüyor.
Andıç sitelerinin haberleri kapatma davasına delil oldu
İnternet Andıcı iddianamesinde soruşturma konusu sitelerden alınan haberlerin, AK Parti'nin kapatılma davasına delil olarak konulduğu belirtildi. İddianamede 'AK Parti'ye açılan kapatma davası ek delil klasörlerinin dosya muhteviyatı ile karşılaştırması' başlığı altında, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gönderdiği AK Parti hakkında 2007 yılında açılan kapatma davası iddianamesinin ek delil klasörlerinin incelendiği anlatıldı. İncelemede, "Soruşturma konusu internet sitelerinden olan irtica.org isimli sitenin 2 Ekim 2007 tarihli ana sayfasının, kapatma davası 14. ek klasör 94. dizisinde delil olarak dosyaya eklendiği, bu ana sayfada yer alan haberin ise 'Apronda Namaz Şovu' başlıklı olduğu tespit edilmiştir." denildi. Yine farklı tarihlerde farklı basın yayın kuruluşlarında yer alan, aynı zamanda irtica.org isimli sitede de yayınlanan, 'İşte AKP'nin meclisi, AKP'nin türban planı, AKP türbana dolandı, kız yurdunda zikir sesleri, Fatih Camii'nde laiklik karşıtı gösteri, cami önünde cihat çağrısı, lisede toplu namaz, yurtlarda mescit dönemi' gibi başlıklara sahip yazıların AK Parti hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca açılan kapatma davasının ek delil klasörlerinde de yer aldığı tespit edilmiştir." denildi.
İlker Başbuğ-Osman Paksüt görüşmesi de iddianamede
İddianamede, İlker Başbuğ'un AK Parti'ye kapatılma davası açılmadan hemen önce Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt ile görüştüğü iddiasının da bizzat Başbuğ tarafından doğrulandığı belirtiliyor. İddianamede "Şüpheli, 05.01.2012 tarihli savcılık ifadesinde Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili ile Kara Kuvvetleri Komutanı iken Kara Kuvvetleri makamında görüştüğünü beyan etmiştir." ifadeleri yer aldı. Görüşmeden 10 gün sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, AK Parti hakkında kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne iddianame sunmuştu.
Başbuğ'dan Mumcu'ya 'iktidar vaadi' iddiası
İlker Başbuğ hakkında hazırlanan iddianamede, Ergenekon davasının tutuklu sanığı emekli Albay Mustafa Levent Göktaş'a ait 51 numaralı DVD'de yer alan ve 2007 yılındaki cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili çarpıcı bilgilere de yer verildi. DVD içerisinde yer alan bilgi notunda, eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un bürokrat, siyaset adamı ve akademisyenlerle arasındaki iletişimini sağlayan Doç. Dr. N.Y.'nin, eski Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu'ya, cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili askerin öngörülerini ilettiği ileri sürülüyor. Bu öngörülerde, CHP'nin kendi istedikleri dışında birinin cumhurbaşkanlığına aday olması halinde partinin oylamaya katılmayacağı belirtiliyor. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül veya Bülent Arınç'ın aday olması halinde, CHP, DYP ve Anavatan'ın seçimlere katılmaması gerektiği ifade ediliyor. Yeni cumhurbaşkanının bu isimlerden biri olması halinde TSK'nın hükümete müdahale edeceği öne sürülüyor. Müdahale seçeneğinin ise Anayasa Mahkemesi ile görüşülerek sağlanıldığını bizzat Başbuğ'un ifade ettiği iddia ediliyor. Yapılacak müdahale ile AK Parti'nin kapatılması amaçlanırken, Erdoğan, Gül ve Arınç'a siyaset yasağı getirilmesi amaçlanıyor. Sürecin gerçekleşmesiyle Erkan Mumcu öncülüğünde birleşecek ANAP ve DYP'nin desteklenerek iktidara getirileceğine dair çok net ifadeler kullanılıyor.
Balbay'ın kaynağını öğrenmeye çalışmış
İnternet Andıcı davasının tutuklu sanıklarından eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Ergenekon davasında tutuklu yargılanan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay ile kendilerini zor durumda bırakan haberlerin yapılmaması için görüşmüş. Başbuğ, yazdığı bir köşe yazısı kendilerini rahatsız eden Balbay'ın kaynağını da öğrenmeye çalışmış. Mahkeme tarafından kabul edilen ek iddianamede, Mustafa Ali Balbay'a ait günlüklerde Başbuğ'un Genelkurmay ikinci başkanı olduğı dönemde Balbay ile görüşmelerinin olduğunu gösterir bilgilerin yer aldığı belirtildi. Başbuğ'un Balbay ile görüşmelerinin olduğunu, 5 Ocak 2012 tarihli savcılık ifadesinde doğruladığı anlatıldı. 9 Ocak 2004 tarihli görüşmenin Balbay'ın 'Köşk zirvesinin sonuçları' başlıklı köşe yazısı ile ilgili olduğu kaydedildi. Yazıdaki kaynağın, TSK'dan Mustafa Balbay'a sızdırılan Kıbrıs ile ilgili gizli bazı belgeler olduğu ve bu bilgilerin kurumu zor durumda bıraktığı, Başbuğ'un da Balbay'dan haber kaynağını öğrenmeye çalıştığı belirtildi. Balbay'ın ise kaynağını söylemediği ve elinde bu konu ile ilgili daha çok belge olduğunu belirttiği anlatıldı.
'Kâğıt parçası'nın belge olduğunu kabul etti
İddianamede, İlker Başbuğ'un ilginç itirafları da yer aldı. Daha önce 'kâğıt parçası' ve 'LAW değil boru' açıklamalarıyla kamuoyunda tartışma oluşturan Başbuğ, 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' belgesinin orijinal, Ergenekon sanıklarının adreslerinde bulunan LAW silahlarının da gerçek olduğunu kabul etti. İddianameyi hazırlayan Savcı Cihan Kansız, Başbuğ'un Ergenekon soruşturması, Poyrazköy'de çıkan mühimmatlar, İrticayla Mücadele Eylem Planı ve Amirallere Suikast soruşturması gibi konularda basın açıklamaları yaparak yargılamaları etkilemeye çabaladığına dikkat çekti. İddianamede Başbuğ'un sorgusunda, "Boş LAW silahları için boru tabirini kullandığım doğrudur. Açıklamalarım kötü amaçlı değildir. Herhangi bir şekilde kara propaganda amaçlı bir hareket içerisinde olmadım." dediği belirtildi. İrticayla Mücadele Eylem Planı'yla ilgili olarak da, "Basına da yansıyan birincisi fotokopiydi. Fakat daha sonra ıslak imzalı gelen plan, kriminal raporlarına göre belgedir. Buna fotokopi diyemem." açıklamasını yaptığı aktarıldı. YAKUP ÇETİN İSTANBUL
İnkâr ettiği 'Amirallere Suikast' planını doğruladı
Ek iddianamede, İlker Başbuğ'un, daha önce 'Amirallere Suikast iddianamesi' ile ilgili söylediği "Suikasta ait bir tek satır yok." şeklindeki sözlerini savcılık sorgusunda düzelttiği belirtildi. Sorgusunda suikast planlarının varlığını kabul eden Başbuğ, "İddianame içerisinde suikasta ilişkin iddialar vardır. (Röportajda) Açıklamada yanlış ifadeler geçmiştir. Bunu kabul ediyorum. İddianamenin içeriğinde suikastla ilgili bazı iddialar var. Ancak kişilere ait son bölümde dava açılmadığını gördüm. Bu yönde bir suçlama yoktu, kastım buna aittir. Kastım herhangi bir şekilde iddianamedeki dava konusu olayları itibarsızlaştırmak değildi." dedi. 10 Şubat 2010'da Fatih Altaylı ile Murat Bardakçı'ya verdiği röportajda amirallere suikast girişimini inkâr eden Başbuğ, "Hepsini gördüm. Tek bir satır bile yok suikastla ilgili." demişti.