'Karayip Korsanları' cesaret vermiş
“Üç Silahşörler” vizyonda! Kerem Akça yazdı...
Sinemadaki 20’yi aşkın uyarlaması gibi bir kez daha memur bir yönetmene emanet edilmiş ‘Üç Silahşörler’. Bu seferki hedef ise eserin içinde bulunduğu ‘swashbuckler’ alt türünün ‘Karayip Korsanları’ serisi ile geçirdiği ‘fantastik’ dönüşümü uygulamak. Ancak buna sadece birkaç sahne itibarıyla ‘görkem’ aşılaması yapması çıktığı yolu tamamlamasını engellemiş. En azından ‘günümüze uygunluk’ düşüncesini üretmesiyle takdir edilebilecek bu yeni “Üç Silahşörler”, ülkemizde geçen hafta vizyona girdi.
keremakca@haberturk.com
Alexandre Dumas’nın Fransa’nın 17. yüzyıl portresini eleştirmek için kaleme aldığı romanı, bugüne dek sayısız sinema versiyonuna malzeme oldu. 1921’den itibaren 20’yi aşkın uzun metrajlı filmde karşımıza çıkarken, bunlara dizi ve TV filmi örnekleri de eklendi. Esaslı hedef tek başlı yönetim sistemine isyan eden üç silahşörün ve onlara yolda katılan D’Artagnan’ın, dostluk gücüyle yükselen mücadelesini ele almaktı.
‘Erkek filmi’nin atası
2011’e gelindiğinde ise olay örgüsü İngiltere ile Fransa’nın liderleri arasında gidip gelen kurnaz bir kadın ajanın çevresine kurulmuş. Üslup, bakış açısı ve hikaye yapısı birebir aynı aslında. Doğrusunu söylemek gerekirse bu üç boyutlu “Üç Silahşörler” (“The Three Musketeers”, 2011), demode çatısından ziyade yapmak istedikleri noktasında masaya yatırılmalı.
Zira 1920’lerde büyük prodüksiyonların devreye girmesiyle sessiz dönemde has türlerden olan ‘swashbuckler’ (kılıç dövüşü filmi), ‘Robin Hood’ ve ‘Zorro’ serilerinin yanı sıra Alexandre Dumas uyarlamalarıyla da yol almıştı. ‘Üç Silahşörler’ eseri de sonradan ‘D’Artagnan’ ismi ile bilinse de bunların en belli başlısıydı.
Hedef de ne idi? Henüz macera ve aksiyon ortaya çıkmadan erkeklerin gücüyle insanları sürükleyebilecek, bol figürasyon ve ‘harala gürele’li bir konsept/tür doğurmaktı. Gerçek anlamda ‘erkek filmi’ (dick flick) gerçeğine o zamandan bir isim koymaktı.
Son 20 senedeki safkan örnekleri rekabete ‘kılıç’la girmek istedi
Sonradan maceranın içine giren swashbuckler ise geçtiğimiz 20 senede bu safkan dokusunu yinelemeye çalışınca genelde yıkıldı. Bu noktada sadece “Maskeli Kahraman Zorro”yu (“The Mask of Zorro”, 1998) hem nitelik hem de hasılat açısından bir kenara koyabiliriz.
90’larda çekilen “Üç Silahşörler” (“The Three Musketeers”, 1993) ve “Demir Maskeli Adam” (“The Man ın the Iron Mask”, 1998) ile 2000’lerin başında üretilen “Monte Cristo Kontu” (“The Count of Monte Cristo”, 2002) uyarlamalarının ise kalıcı olduğunu söylemek güçtü. Ancak her şeye rağmen aksiyona ‘kılıç’ tutacak ‘cüret’leri ve ‘iddia’ları vardı.
‘Karayip Korsanları’, her şeyi değiştirdi
Ancak ne olduysa ‘Karayip Korsanları’ (‘Pirates of the Caribbean’) serisi ile oldu. Zira Jerry Bruckheimer, müthiş ticari zekasıyla swashbuckler’ı korsan filmi formülünün içinde bulup, onun öğelerini kılıç-büyü filmiyle (sword-and-sorcery film) harmanlıyordu. Böylece ‘Yüzüklerin Efendisi’nin (‘The Lord of the Rings’) tarihi-epiğe yaptığını swashbuckler’a uyarlıyordu.
Bu durum günümüz izleyicisinin ‘saf aksiyon’dan bıkan tavrına iyi gelirken bir de blockbuster dokusu yarattı. Kısa sürede dört bölümlük bir fenomen ortaya çıktı. Hangi zaman diliminde geçtiği belli olmasa da eski çağlarda, saraylı bir Britanya portresinden filizlenen bu dünya, bütün karakterleri, çizgi film tonu ve akıcı olay akışıyla seyirciyi kavramayı becerdi.
‘Fantastik’ tonun toplama yedirildiği anlar dikkat çekici
Onun izinden bir şeyler yapmak isteyen bu yeni “Üç Silahşörler”in yönetmenlik koltuğuna, Dumas’nın eserinin bütün uyarlamalarında görüldüğü üzere yine bir memur yönetmen geçmiş. Bilgisayar oyunu uyarlamaları ile bildiğimiz Paul W. S. Anderson’ın imzasını koyduğu yapıt, bu tercihin katkısıyla ‘idare eden’ ya da ‘temiz’ bir işçilik sunuyor. Onu kabul edelim. Ancak daha çok proje olarak parlıyor veya düşüyor.
Zira swashbuckler alanında 90’larda bile fazla gelir getirmeyen bu formül, burada daha akıcı bir olay akışı ve daha yüksek bir entrika düzeyiyle yoğrulmuş. Bunun yanında Jovovich’in ‘Resident Evil’ moduna girip oradaki halinin vamp versiyonuna büründüğü anlarda bullet-time tekniğiyle çekilmiş gibi yapan birkaç düello sahnesi seyirciyi kavrayabiliyor. Ancak projenin esas kozu son bölümde zeplinliğe terfi eden gemilerin gökyüzünde girdikleri ateş açma-çatışma sahnesi.
Amacına ulaşmak isterken birçok darbe almış
Finalde bunun ‘ikinci bölüme yolculuk’ kıvamında bir ‘fantastik’ ton kazanması filmin geleneği açısından önemli. Ancak kanımca ‘nihayetinde’ bir kalıcılığı olmayacak gibi halihazırdaki ürünün. Anlayacağınız bu yeni “Üç Silahşörler”, ‘Karayip Korsanları’ serisininin şanının, şöhretinin ve modelinin peşine takılmış. Ancak onun kadar akılda kalıcı karakterler ve anlar yaratamamış.
Bunun yanında filmin iki kötü, dört iyi, bir vamp kadın gibi Hollywood’a uygun iyi-kötü mücadelesi iskeleti de aslında çok sırıtmıyor. Vodvil ile slapstick (kaba) komedi arasında konuşlanan şen şakrak mizah anlayışının, etrafı yakışıklı erkeklerle bezenmiş bir kadın simsarlığıyla dengelendiği de kesin.
Sadece Fransa ve İngiltere arka planında bir swashbuckler izlediğinizi bilmek ve bunun belli anlarda ‘büyülü’ dokunuşlarla yükselmesi ise, beyaz perde ihtişamına zarar veriyor işin doğrusu. Lafın özü, yola çıkış açısından demodelikten arınma amacını ortaya koyan bir proje var belki. Ancak buna uzanırken yarı yolda tıkanmış ve çoğu zaman 2000’lerin izleyicisine uygun bir seyirlik olamamış bu.
FİLMİN NOTU: 4.1
Künye:
Üç Silahşörler (The Three Musketeers)
Yönetmen: Paul W. S. Anderson
Oyuncular: Milla Jovovich, Logan Lerman, Orlando Bloom, Matthew Macfadyen, Luke Evans, Ray Stevenson, Christoph Waltz, Juno Temple
Süre: 111 dk.
Yapım yılı: 2011