Anasayfa >> Kültür-Sanat >> 'Beni 12 Eylül yazar yaptı'
Facebook'ta Paylaş
  
[-] Normal [+]
'Beni 12 Eylül yazar yaptı'

'Beni 12 Eylül yazar yaptı'

Yiğit Bener, son romanı “Heyula'nın Dönüşü”nde siyasi nedenlerle ülkesini terk etmek zorunda kalan, orada yaşamını kaybeden ama bu dünyaya geri gelen bir hayaletin hikâyesini anlattı...

12 Eylül sizin hayatınızda da derin izler bıraktı. Tıp eğitimini yarım bıraktınız. Hikâyenin bu çerçevede şekillenmesinde otobiyografik hikâyenizin etkisi de oldu mu?
-Muhakkak. 12 Eylül’den sonra on yılımyurtdışında geçti. Heyula’nın öyküsündekine benzer şekilde, o on yılın sonunda geri geldiğimde ben de değişen topluma uyumsağlayıp yeniden bir yer edinmek zorunda kaldım. Öte yandan, daha etraflıca baktığımızda, benimkuşağımdan pek çok insan bu tür süreçlerden geçti: Kimi uzun yıllarını hapiste geçirdi; kimi sürgünde, kimi kaçak yaşamak zorunda kaldı. Daha da ötesi, bu kitap bir şekilde hayatının ekseni kayan insanların, döndüklerinde karşılaştıkları uyumsorunlarını ele alıyor.

CAMPILLO’NUN FİLMİ

Heyula fikri nasıl doğdu?


- Bu tarz bir geri dönüşün hikâyesini yazmak başından beri aklımdaydı. 12 Eylül sonrasında toplumda yaşanan altüst oluşları, dönüşümleri hemiçeriden hem dışarıdan bakarak anlatma isteği vardı içimde. Öteki dünyaya gidip yeniden doğma eğretilemesini kullanmama ilhamveren ise, Fransız yönetmen Robin Campillo’nun, son yıllarda ölmüş olanların birden dirilip yakınlarının karşısına çıkmalarını anlatan “Geri Döndüler” filmi oldu. Bu konu aslında yas sürecini de irdeliyor: Ölenlerin yokluğunu nasıl hisseder, nasıl yaşarız; yokluklarıyla yaşamımızda nasıl ve farklı bir yer tutmaya devam ederler?.. Bütün bu ilginç soruları ele alma fırsatını buldum.

ÖLEN HASTA ÇOCUK

Kitap aynı zamanda, döndüğümde bıraktığım gibi bulabilir miyim ve aynı değeri görebilir miyim diye sorduruyor...


- Doğrudur. Daha genel çerçevede ise ölümün ve dolayısıyla yaşamın anlamını sorguluyor bu kitap. Yazmaya başladığım2007 yılında amcamı nispeten yeni yitirmiştim, babamın hastalığı ise kötüye gitmekteydi; nitekimonu da o kış kaybettik. Kendini ölümle kuşatılmış hisseden ve ölüme isyan eden bir ruh halindeydim. Daha 17 yaşındayken tıp okumayı seçmem tesadüf değildi. Ölümle ilk ciddi yüzleşmem, çocuk hastalıkları stajındayken lenfomadan ölen küçük bir hastamdı. Bir gün önce çocukla klinikte oyun oynamışsınız, ertesi sabah geliyorsunuz, uçmuş gitmiş! Ölümün o acımasızlığıyla yirmili yaşlarda böyle tanışmak, hayata farklı bakmaya sevk ediyor. Tıp mesleğine girdiğiniz zaman, bu aslında başlı başlına ölüme karşı birmücadeledir. Ama tabii en sonunda başarısızlığamahkûmbir mücadele! Belki de bu nedenle hep ölüme, ölümün elçisi olan şiddete isyan eden bir düşünce yapısı içinde oldum. Siyasimilitanlığım da o düşünce yapısının bir uzantısıydı. Devrimciliği bir tür “toplumhekimliği” olarak görüyordumsanırım. İnsan ömrü zaten kısa. Bu süreyi daha da kısaltan her tür toplumsal ve siyasi yaklaşıma bir isyan var bu kitapta. İktidar, din, vatanmillet, hatta demokrasi ya da sosyalizmuğruna, amacına ölerek ve öldürerek ulaşmayı hedefleyen her türlü söyleme isyan.

‘KÜTÜPHANEYE DOĞDUM’

Bir tarafta babanız Erhan Bener, bir tarafta amcanız Vüs’at O. Bener ve sizin ilk kitabınız 43 yaşınızda geliyor.


- İnsanın hembabası hem amcası yazar olunca -sonradan halamda eklendi bu kervana-, ayrıca bir dayısımüzisyen (Nedim Otyam); bir diğeri şair (Nusret Otyam), üçüncüsüyse ressamve gazeteci (Fikret Otyam) olduğunda, bu durumelbette edebiyatla, sanatla, toplumsal olaylarla, düşünce hayatıyla ilgilenmeye teşvik edici oluyor. Ben zaten bir kütüphaneye doğdum. Hep kitaplarla kuşatılmıştım.

Edebiyatımızda kimlerin geri dönmesini isterdiniz?

Siz kimlerin geri dönmesini isterdiniz, edebiyat dünyasından özellikle?


- Başta babam Erhan Bener ve amcam Vüs’at O. Bener’in elbette. Sait Faik’le Hüseyin Rahmi de geri gelebilseler, onlarla ‘adalı’ olmayı konuşmak isterdim. Céline’le de tanışmak isterdim doğrusu: Hem o olağanüstü eserlerini ve dilini konuşmak için, hem de onun gibi akıllı bir yazarın o mide bulandırıcı ırkçı risaleleri nasıl yazabildiğini anlamak için. Huxley ve Orwell gibi yazarlara, bugünün dünyasından bakınca kendi eserlerindeki öngörüleri nasıl yorumlayacaklarını sorabilmek isterdim. Dos Pasos’la, “kameranın gözü” adını verdiği o edebi tekniği tartışmak isterdim. Bir de, kuşkusuz, romanda geri döndürdüğüm Samih Rifat’la yarım kalan hayali sohbetimizi sürdürmek isterdim...

‘Sürgün yaşamı insanı iyi besliyor’

O dönem, 12 Eylül, sizi kendinizi beslemeye itti. Tıp fakültesini bırakıp yurtdışına gittiniz...
- Haklısınız, içinde yer aldığım tüm bu farklı alanlardaki deneylerden yararlanıyorum: Tıp, siyasi militanlık, sürgün, göçmen sorunları, gazetecilik, tercümanlık ve tabii çocuk bakıcılığı. Bu sonuncusu özel olarak da işime yaradı: Kızımın doğum günlerinde arkadaşlarını eve topluyorduk. Ben de, korsan kılığına falan girip onları eğlendiriyordum. Bir gün arkadaşlarından biri şöyle demesin mi: “Sen bizim doğum günlerimize de gelsene, hep aynı palyaçolarla çok sıkılıyoruz, sen bu işi daha iyi yapıyorsun!..”


10 Ekim 2011 Pazartesi 14:05

Etiket: ÜMRAN AVCI, Heyula,

Firmanızı Ücretsiz Tanıtın

İLGİLİ HABERLER

+ Yorum yazmak için tıklayın


Bu habere yapılan yorumlar


    İlginizi çekebilecek diğer haberler





Medyarazzi YAZARLARI
Ahmed Fevzi YÜKSEL
Halil İbrahim İYİOĞLU
Muammer Yıldıztaşı
ANKET
Hangi Filme Gideceksiniz?
Tanrılar ve İnsanlar
Transformers 3
Aşka Şans Ver
Bir Ayrılık
Dehşetin Gözleri
Julia'nın Gözleri

Ankete oy kullanmak için tıklayın
www.medyarazzi.com | Öz Anadolu Bilişim Reklam İnş. San Ve Tic. Ltd. Şti.
Tüm hakları saklıdır ' 2004-2011